SON DAKİKA HABER

ANADOLU-PASİFİK RADYO NESE FM

Çokmu Yoğunsun

ÇOKMU YOĞUNSUN?ÇOKMU YOĞUNSUN?

Birkaç haftadır bilgisayar, internet ve teknolojiyle ilgili yazdıklarımın ardından gelen okur mektuplarının bir kısmı teknolojiye neden muhalif olduğumu soruyor. Teknolojiye düşman olmamak, uyum sağlamak gerekiyormuş... Espriyse komik değil, değilse çok komik. Teknolojinin yarattığı (dayattığı) yeni kültüre karşı bazı şeyleri unutmadan, ihmal etmeden ve yok saymadan ısrarla sormamız gerektiğini düşünüyorum sadece. İlk soru şu olmalı: gerek var mı? İkincisiyse: gerçekten mi?

Hayatımızda sahip olduğumuz her şeye gerçekten ihtiyacımız var mı? Ben (yemek ve bilgi haricinde) mümkün olduğu kadarını eleyebildiğimi düşünüyorum. Kafamın içinde Chuck Palahniuk'un 'Dövüş Kulübü' kitabındaki o meşhur sözü dönüp duruyor: 'Sahip oldukların sonunda sana sahip olur'. Hazır filmlerden lafı açmışken Trainspotting'in giriş pasajını da unutmayalım şu tekno-çağda: 'Hayatı seç. Mesleğini seç. Kariyerini seç. Kocaman bir televizyon seç. Otomatik çamaşır makinesini seç. Arabanı, CD çalarını ve elektrikli ev aletlerini seç. Sağlığını, düşük kolestrolü ve dişlerine ilk günkü gibi bakmayı seç. Yatırıma en yüksek faiz veren ve borçlara en az faiz uygulayan bankayı seç. Pembe panjurlu bir ev seç. Arkadaşlarını dikkatli seç. İyi bir tatili ve bavulu akıllıca doldurmayı seç. O güzelim fabrikada üretilmiş en güzel elbiselerini seç. Dini ve dua ederken ne olduğumuzu düşünmeyi seç. O salak televizyonun karşısında oturup o salak programları seyrederken sürekli tıkınmayı seç. Sonunda da sefil bir evde yalnız başına geberip giderken yerini senin yerine geçmek için seni kandıran bencillere bırakmayı seç. Çürüyüp gitmeyi ve yetiştirdiğin gerzek veletlere rezil olacak biçimde kendi altına s*çmayı seç. Geleceğini seç. Hayatı seç... Ama neden böyle bir şey yapmayı isteyeyim ki?"

İhtiyacımız olmadan seçtiğimiz şeylerin kurbanıyız. Hayatımızı onlara adıyoruz. Üstelik eleştiri oklarını da yanlış hedeflere saplıyoruz. Ben siz uyurken, dolaşırken, arkadaşlarınızla sohbet ederken, güneşten rahatsız olurken ya da divanda uzanıp kaşına kaşına dizi izliyorken, uyanık olduğum hemen her an bilgisayar başında bir şeyler yapıyor, internette bir şeyler arıyorum. Ne aradığımı bilmiyorum ama beni mutlu eden şeyler bulmakta hiç zorlanmıyorum. Çok az bir kısmını sizinle paylaşabiliyorum. Senede en fazla 52 defa buluşma şansımız var ve sizi az önemli şeylerle meşgul etmek istemiyorum. Ayrıca dışarıdaki o aksiliklere, keşmekeşliklere ve bin bir türlü hesaplanamaz musibetlere gebe yaşamı daha değerli ve yeğlenir kılan nedir bilemiyorum. Dışarıyı oluşturanların aynı zamanda 'içeriyi' oluşturanlar olduğunu unutuyor muyuz acaba? İnternette yapay zekâ robotlarıyla konuşmuyorum. İnsanlar tanıyorum, onların yaptıklarını izliyorum, okuyorum. Gidemeyeceğim yerlerdeki şeyleri takip ediyorum. Çocukken apartmanımızda benden üst sınıflara giden çocuklarının dönem sonunda kapıya savurduğu okul kitaplarını takip etmem gibi. Sokak tabelalarını bile kaçırmadan okuduğumu hatırlıyorum ki bu huyum hâlâ geçmiş değil.

Örneğin geçen hafta iki önemli etkinlik vardı. Biri ABD'de gerçekleştirilen The Wall Street Journal'ın geleneksel All Things Digital konferansı . Ben o tarihte bambaşka bir ülkede bambaşka bir işin ucunu tutuyordum. İnternetten neredeyse tamamını takip etme fırsatı buldum. Bill Gates, Steve Jobs, Steve Ballmer, George Lucas, Eric Schmidt gibi bugünün dünyasını şekillendirenler teker teker çıkıp kafalarındakini döküp saçtılar. Diğer etkinlikse Amsterdam'daki The Next Web'di. Dünyanın en başarılı web girişimlerinin mimarları birikimlerini ve geleceğe yönelik planlarının bir kısmını her biri ortalama 750 avro vererek katılan izleyicilere sundular. Ben de bir yandan seyahatler arasında bulduğum fırsatlarda bunları internetten emip eritirken bir yandan da bilgisayar başında oturmaktan nasıl sıkılmadığımı soranlara bakıyorum.

Okumamı bekleyen daha kapağı açılmamış 100'e yakın dergi evde ve gazetede yığılı duruyor. Kitaplardan hiç söz etmiyorum. Bunlara bir de günlük site keşif trafiği, gündemi takip etme adına izlenen türlü çeşit saçma TV programı, sürekli kulağımın ucundaki radyo programları ve podcastleri ekleyince ne oluyor? Çorba... İnternet sayesinde her şeye ilgi 'duyabilir' olduk. Ama insan böyle bir şeye hazır değil. Beynimiz kısıtlı şeylerle avunmaya programlı. Ya da öyle olmamız isteniyor.

Girdabın kalbinde dönüp dururken teslim olup yeni âleme geçmeyle, uzanan ele tutunup eski diyarlara dönme arasındaki kararsızlık... Yalnız da değiliz üstelik; her gün çoğalıyoruz. Bir kitap geldi aklıma: Neil Postman / Technopoly: The Surrender of Culture to Technology (Kültürün Teknolojiye Teslimi). Okusanız keşke...

M.Serdar KUZUOĞLU



who's online Google PageRank Checker Anadolu-Pasifik / Radyo Neşe Fm.

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=